Ebul-Hayzuran kizgin tankin üstüne oturdu. Nefes nefese kalmisti. Oldugundan daha ihtiyar görünüyordu. Bu sirada Eb Kays yavasca tekerlegin üzerinden kayip asagiya inmis ve tankerin gölgesinde yüzükoyun yere uzanmisti. Esad ayakta durup bir süre cigerlerini doldurabildigi kadar temiz havayla doldurup nefeslendi. Bir seyler söyleyecek gibi oldu ama konusamadi. Sonunda soluyarak
Oh be Hava burada baya serinmis. dedi.
Yüzü islanmis ve kipkirmiziydi. Pantolonu terden sirilsiklam olmustu. Gögsünde pas izleri vardi. Bu haliyle kana bulanmis gibi görünüyordu. Mervan dogrulup tükenmis bir vaziyette demir merdivenden asagi indi. Gözleri kizarmisti ve gögsü pas lekelerine bulanmisti. Yere ulasinca basini Eb Kaysin baldirina koydu, yavasca tekerlegin yanina uzandi. Kisa bir süre sonra pesinden önce Esad, sonra da Ebul-Hayzuran asagi indiler ve dizlerini yukari kirip baslarini dizlerine dayayarak yere oturdular. Biraz öylece durduktan sonra Ebul-Hayzuran konustu.
Asagisi korkunc muydu
Kimse cevap vermedi. Ebul-Hayzuranin bakislari yüzlerinde dolasti. Yüzleri mumyalanmis gibi sapsari göründü gözüne. Mervanin gögsü inip kalkmiyor ve Eb Kaysin islik calan solumasi duyulmuyor olsaydi, ikisini de ölmüs zannederdi.